AST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Brecht, yeniden...

Berliner Ensemble'dan Robert Wilson yorumuyla Üç Kuruşluk Opera'yı izledik.

Daha önce hem Berliner Ensemble, hem de Robert Wilson ile ilgili yazdım. Bu yorumu da beğenenler oldu, beğenmeyenler oldu. Wilson rejisi böyle bir şey, tam ikiye bölüyor izleyiciyi, ara bölge yok. Kimileri "üslubunu bütün metinlere yayan bir modernist" olarak görüyor, kimileri "aynı numarayı tekrar eden bir post-modern" olarak.


Üretimler üstüne tartışılması iyidir. Açık sözlü olmak lazım. Wilson'ın kurduğu plastik dünyayı seviyorum. Ama kimi zaman bu üslupçuluğun içeriğin önüne geçtiğini ve anlamı sarstığını da düşünüyorum. Uzun konu... Tiyatro üstatları dururken çenemi tutayım. Ama bir fırsat buluğumda, bu konu üstüne yazmak isterim...


Üç Kuruşluk Opera'yı izlerken daha çok Brecht'i düşündüm. Ankara'da geçen çocukluk ve gençlik yıllarında kimi zaman Devlet Tiyatroları ama çoğu zaman Ankara Sanat Tiyatrosu sayesinde izlediğim-öğrenmeye çalıştığım Brecht. (Meral Niron'un Cesaret Ana'sı hemen aklım düşüyor o günleri düşününce. Daha ne isimler, ne oyunlar...) 

Yine o yıllarda Brecht okumak da bir tutku olmuştu benim için. Açıkçası çoğunu gerçek anlamlarıyla değerlendiremediğim, sindiremediğim, hatta açıkçası yanlış anladığım okuma günlerinden söz ediyorum. Bilen bilir, oyun okumak zaten zorludur ve uzmanlık ister. Şimdi düşünüyorum da, ne tuhaf bir okuma yolculuğu yaşamışım. Gençlik öyle bir hayal işte.

Peki bugün Türkiye'nin tiyatrosu Brecht'e ve eserlerine yeterince bakıyor mu?


Üç Kuruşluk Opera gösterimi sonrasında, Berliner Ensemble Genel Sanat Yönetmeni Claus Peymann'a bir Onur Ödülü verildi. Peymann, konuşmasında şöyle dedi: "Milliyetçiliğin ve muhafazakar politikaların yeniden yükseldiği bir dönemde, Bertolt Brecht, bize yeniden özgür edebiyatı, özgür basını ve özgür kültürü hatırlatacaktır."

Önemli bir cümle. Brecht'i yeninden okumak için yeterli ve heyecan verici. Tiyatrocularımızın bize Brecht'i yeniden izletmesi için de... Evet, Robert Wilson yorumunu izledik ama iddia ediyorum ki, Türkiye'de de zihnimizi açacak yorumları izletecek nice isim var.

Hadi daha da iddialı konuşayım. Tam da milliyetçiliğin ve muhafazakar politikaların yükseldiği bir coğrafyanın Brecht yoruları bütün dünyanın ilgisini çekecektir.

"Dünyada tiyatro uçup giderken hala Brecht mi?" diyenler olacaktır.

Hala Brecht'e baktıkları için uçmayı başarıyorlar.

Son söz niyetine iki cümle:

Brecht'ten yola çıkıp Haldun Taner'e de uğramak gerekiyor.

İnsan neyle yaşar?




Tiyatroadam kararlı yürüyor: 5.Frank

Geçen yıl Berlin Schaubühne'de David Gieselmann'ın yazdığı ve Marius Von Mayenburg'un sahnelediği "The Pigeons" isimli oyunu izlerken iki şeyi sıklıkla düşünmüştüm. Günümüz tiyatrosunda grotesk nerede duruyor ve bugünün dünyası ile dünün anlatısını buluşturmanın yolları nelerdir?

İlk bakışta pek görkemli gibi görünen ama aslında pek sıradan iki soru. Biliyorum.

Oyunu izlerken bunları düşünemem neden olan sadece metinden ya da sahnelenişten kaynaklanan şeyler değildi. Bugünün oyuncularının, düne ait-miş gibi duran bir kolektif sergilemeleri, vücutlarını ve yüzlerini zamansız kılmayı başarmaları ama günün sonunda tümüyle "şimdi"ye ait olmaları.

Ankara yıllarında AST oyunlarıyla coşan bir izleyicinin düşünceleri işte. "Küçük Adam Ne Oldu Sana"dan "Mefisto"ya uzanan, "Sakıncalı Piyade"den güç alıp "Galileo"ya uzanan bir listenin özetiyim demek ki…

Bütün bunları düşündüğüm bir gecenin notlarıyla devam edeceğim.


Geçen yıl Brecht'in "ArturoUi'nin Önelenebilir Tırmanışı" ile alkışları ve ödülleri toplayan Tiyatroadam'ın yeni oyunu Fatih Koyunoğlu rejisiyle geldi: Dürrenmatt'tan "5.Frank"

1. 5.Frank'ı sahnede izlediğim dakikalarda, yani tam da o yolsuzluklarla, o kanlı para hırsıyla sarsıldığımız dakikalarda 17 Aralık soruşturması Adliye'nin koridorlarında geri gelmeyecek bir gölgeye dönüşüyormuş. Dürrenmatt'ın eserini yazdığı yıllarda Avrupa'nın ruhunu kemiren kapitalizm faresi, sırtına cübbe geçirmiş dosya kemiriyormuş meğer. Ama vicdan unutmaz!

2. Fatih Koyunoğlu, ouyncusunu seven bir yönetmen belli ki. Herkesin güçlü "antre" almasını sağlayan bir matematik kuruyor. Rahat uyu Brecht.

3. Tiyatroadam denince hep vurgulanan bir şey: "Oyunun müziklerini oyuncular sahnede 'canlı' olarak yapıyor." Ben şunu anlıyorum bundan. Tiyatroadam oyuncuları olması gerekeni yapıyor, çalışıyor, hazırlanıyor. Kolaycı zihniyet şaşırmaya devam ediyor sadece.

4. Kimi vokaller ve kimi enstrümanlar detone miydi peki? Tam da istediğim gibi öyleydi. Bıktım bu plastik güzelliklerden. İçlerinden geldiği gibi çalıp söylediler. Budur.

5. Ortaköy Afife Jale Sahnesi ile ilgili söyleyecek çok şey var. Beşiktaş Belediyesi, bir ara gidip baksın binaya. Bu kadar mı zor iyi bir bakım yapmak? Değil.

6. Oyunun günümüz siyasetiyle ilgili sözleri üstüne ahkam kesecek değilim. Gidin ve izleyin. Herkesin ahkamı kendisine olsun.

7. Oyunlara gidip "Ay bir güldük, bir güldük," diyen izleyici hiç kaçırmasın bu oyunu. Gidin, gülün. Güldüğünüz her repliğin insanlığın sonu olduğunu unutmadan.

8. Oyunun sonunda ayağa kalkacaksınız. İki nedenle… Bir; oyun ve oyuncular çok iyi. İki; oyuncular ve oyun çok iyi.

9. Her oyundan sonra bir ismi öne çıkarmak ve ödüllere yakın durduğunu söylemek havalı bir şeydir. Böylesi bir ekip çalışması karşısında hava atacak değilim. Ayıptır. Zaten aralarında çok sayıda oyunda yer almış, ödüller kazanmış isimler var. O yüzden ben yolun başındaki bir isme selam vereyim. Zaten ekip de bunu isterdi herhalde: Hivda Zizan Alp'in şahsında bütün ekibi alkışlıyo ve teşekkür ediyorum.

10. Bir de oyunun sahnede görünmeyen kahramanlarına şapka çıkaralım. Ödülleri toplarlar.



Kategori

Kategori