Otobiyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Otobiyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tiyatromuzun Caniko'su


Dikmen Gürün’ün “Tiyatro Benim Hayatım – Yıldız Kenter’in Hayat Hikayesi” kitabı için söylenecek çok şey var. Ama öncelikle Gürün’ün seçtiği anlatım yöntemini alkışlamak gerekiyor. Biyografik bir metinde, anlatılan kişiyle yazarın arasındaki mesafenin ayarı çok önemli. Gürün bu dengeyi öylesine incelikle kurmuş ki, ‘kuru’ bir hayranlık ya da övgü metni yazmamış, Yıldız Kenter öznesi üstünden bir tarih okuması gerçekleştirmiş.

Cumhuriyet tarihinin bir kadın, bir sanatçı, bir tiyatrocu ve onu çevreleyen dünyayla paralel okumasını yapmak zihin açıcı. Okuduğumuz her sahne, her bilgi, her yorum günümüz sanat-tiyatro dünyasını anlamanın ve yorumlamanın anahtarlarını veriyor.

Dikmen Gürün’ün, Yıldız Kenter’in cümleleriyle kendi yorumları arasında kurduğu anlatım dengesi, ülkenin içinden geçtiği yollara net bir ışık düşürüyor.

Kitaptan Yıldız Kenter’in bir çocukluk anısıyla başlayalım: Annem para kazanmak için İngilizce dersi veriyordu. Yağmur-çamur demez, Cebeci’den Kavaklıdere’ye yürüyerek gider gelirdi. Orada ders verdiği çocuklar zengin çocuklarıydı. Her gittiğinde birimizi yanında götürürdü. Çocukların oyuncaklarıyla oynardık, çikolata, pasta yerdik. Her seferinde geride kalanlar ağlardı ‘ben de gelicem’ diye. Ama annemiz sırayla götürürdü hepimizi. Çocukların giyilmiş̧ elbiselerini de getirirdi bize. Seve seve giyerdik. Bazen düşünürüm; ben hep başkalarının giysileri içinde büyüdüm... Yıllar sonra, bir zamanlar çocuk olan yetişkinlerin söylediği güzel sözler üzerine İngilizce bir kitap geçmişti elime. Bir tanesi “all my clothes had other people in them” diyordu; “bütün giysilerim içinde başka insanlar vardı.” Demek benim gibi çok var başkalarının elbiseleriyle büyüyen insanlar.

Başkalarının elbiseleriyle büyüyen ve profesyonel hayatı boyunca da hep başkalarının elbiselerini giyip başka karakterlerin içine girmiş bir kadın. Çorak bir sanat coğrafyasını önce yeşerten, sonrasında tekrar sararmasını izlemek zorunda kalan ama asla pes etmeyen, geri adım atmayan bir Cumhuriyet dönemi aydını. Mutluluklar mutsuzluklar, inişler çıkışlar, gidenler gelenler, ayrılmalar birleşmeler, kırgınlıklar barışmalar içinde geçen bir hayatta, nasıl dik durulabileceğini gösteren bir kararlılık destanı.
Bu kararlılık destanının, “Tiyatro Benim Hayatım – Yıldız Kenter’in Hayat Hikayesi” kitabının tanıtım kokteyli dün gece Salon’da gerçekleştirildi. Bengi Ünsal’ın itirafını not düşmeliyim: “Salon böyle bir toplulukla ilk kez buluşuyor.” Doğru bir yorum. Kimler yoktu ki Salon’da... Seçkin Selvi, Gülriz Sururi, Bülent Eczacıbaşı, Göksel Kortay, Üstün Akmen, Müjdat Gezen, Zeynep Oral, Vecdi Sayar, Selim Atakan, Zeynep Atakan, Füruzan, Suna Keskin, Semiha Baban, Oya Başak, Esen Çamurdan, Mehmet Birkiye ve günümüz tiyatrosunun nice emekçisi ve Dikmen Gürün ve elbette Yıldız Kenter...
Konuşmalardan birkaç cümle aktaralım ki, tanıtım gecesi de tarihe kalsın...
Tülay Güngen: “Dikmen Hanım’ın bir telefonuyla başlayan çok heyecanlı bir süreç. Bu çalışma sayesinde olağanüstü bir sanatçıyla tanışmış oluyoruz. Yıldız Kenter’e dünyamızı çalışmalarıyla güzelleştirdiği için teşekkür ediyorum. Dikmen Hanım’a da çok uzun bir uğraşla bu kitabı tamamladığı için teşekkür ediyoruz.”
Dikmen Gürün: “Bu kitabın hazırlanması kültür hayatımız için bir zorunluluktu. İki buçuk yıl Yıldız Hanım’la iç içe yaşadık. Ben anlattım o dinledi, o anlattı ben dinledim. Bütün bu anlatılanların tarihsel bir arka plana yerleşmesi çok önemliydi benim için. Yıldız Hanım’ı izlemek için yaptığım Ankara-İstanbul tren yolculuklarında böyle bir buluşmayı hayal edemezdim. Ama geçen yıllarda, izledikçe hayran olduğum bir ismin biyografisini yazmam kaçınılmazdı.”
Doğan Hızlan: “Bir ülkenin yaşam tarzını bulmak isteriz böylesi büyük sanatçıların biyografilerinde. İşte bu kitapta onu bulacaksınız. Sadece sanat dünyası değil, o yıllar boyunca geçen hükümetlerin sanata yaklaşımı konusunda önemli bilgiler var. Dünyanın kahrını çekmeyen, dünyanın övgüsünü kazanamaz.  İşte Yıldız Kenter bu sözün en canlı örneklerinden biri. Türkiye’nin bütün o çalkantılı yılları içinde yokluk yıllarından bugüne gelmek kolay değil. Batıda daha kolay olan bu konu, Türkiye’de öyle herkesin başarabileceği bir şey değildir. Kenterlerin bir büyük başarısı da budur. Bu kitapta değişen iktidarlardan darbelere o kadar önemli dönemlerin tanıklığını göreceksiniz ve bir sivil tarih okuması yapacaksınız. Bütün bu yönleriyle tartışılmaz öneme sahip bir biyografi.”

Ve elbette mikrofon Yıldız Kenter’in de elindeydi. O ses tonunu duymak bile heyecanlanmamıza yetti. Kısa bir konuşma yaptı ve şöyle dedi Yıldız Kenter: “Hayatımın en önemli ve mutlu günlerinden biri. Çok sevdiğim dostlarımı bir kere daha kucaklamak fırsatı bulmaktan güzel ne olabilir ki... Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
Bu cümledeki “saygıyla” vurgusuna dikkatinizi çekmek isterim. Hele ki bu sözcük Yıldız Kenter’in o benzersiz tonlamasıyla söyleniyorsa. Birbirimizi ‘saygıyla’ sevmekten uzak kaldığımız günlerde o kadar değerli ki...
Yıldız Kenter bugün 87 yaşında. Yakın zamana kadar sahnedeydi, artık sağlık sorunları biraz daha fazla kapısını çalar olmuş. Yine de “Tiyatro Benim Hayatım – Yıldız Kenter’in Hayat Hikayesi” kitabının tanıtımı için düzenlenen gecedeydi. Dostlarını tek tek kucakladı, isteyen herkesle fotoğraf çektirdi, kitap imzaladı. Duruşu, gülümsemesi, onu alkışlamak için gelenlere gösterdiği ilgiyle alnındaki ışığı çevreye saçmaya devam etti. Nice yıllara! Biliyoruz ki, dostlarına “Caniko,” demeye, üretmeye, öğretmeye ve dik durmaya devam edecek Yıldız Kenter.

YKY etiketiyle çıkan kitap sadece tiyatromuzun iki bilge kadınını buluşturan bir biyografik çalışma değil. Her geçen gün kültür-sanatla barışık olmayan bir iklimin boğuculuğunu daha çok hissedenler için bir ‘umut rehberi’.


Sophia Loren: Dün, Bugün, Yarın

Elbette değerlidir herkesin hayat hikayesi.

'Hayatımı yazsam roman olur' klişesinden öte bir değer bu.

Bizi biz yapan hikayelerin toplamından oluşuyor ömür dediğimiz şey.

Kimi zaman, özellikle Fil Uçuşu'nda otobiyografik notlar yazıyorum. Anılar, an'lar, kişiler.. Ama oturup bütün hayat hikayemi yazmayı, otobiyografik bir kitap kaleme almayı hiç düşünmedim. Böylesi kitapların 'samimi' olması zordur çünkü. Kimi olayları tam hatırlayamazsınız, kimilerini değiştirmek zorunda kalırsınız, şunu incitmeyeyim-bunu kırmayayım derken ufaktan yalan söylemeye başlarsınız. Oysa hayat sizi üzmüş ve kırmıştır. Tuhaf işler...

Üstelik hafızam o kadar güçlü değil. Böyle bir kitap yazmak istediğinizde ayrıntıların, yılların, isimlerin, mekanların önemi artıyor. Elime yüzüme bulaştırırım korkusu da var elbette.

Kendim yazamam ama biyografik ve otobiyografik kitaplar okumayı severim. Özellikle de ilgi alanıma giren bir kişinin hayatını izlemek hoşuma gider. Otobiyografiler daha da vurucudur benim için.

Giriş uzun oldu, okuduğum kitaptan yola çıkarak bir hesaplaşma yaptım çünkü. Soru şuydu: "Ben hayatımı yazsam Sophia Loren kadar ayrıntıcı olabilir miyim?" Cevap belli; olamam.


Sophia Loren'in her satırını kendisini yazdığını söylediği "Dün, Bugün, Yarın" isimli otobiyografisini okuyorum. Kitap Kırmızı Kedi etiketiyle raflarda. Baskısı için yayınevini özellikle tebrik etmek gerekiyor. Çeviri kimi yerlerde okuma temposunu düşürse de, Loren'in evcimen dilini korumaya özen göstermiş.

Sinema yıldızlarının otobiyografileri -örneğin bir edebiyatçının otobiyografisinden- daha fazla görüntüye sahiptir. Okuduğunuz her satırda imgeler uçuşur kafanızda. Loren'in kitabında bu durum daha da coşmuş. Sadece kişisel hikayesinin değil, başta Napoli ve Roma olmak üzere, bütün İtalya'nın da portresini çizmiş. Marlon Brando'nun 'kendinden emin' hikayesine kıyasla, abartılı bir 'tevazu' gösteriyor Sophia Loren. O mütevazı hikayenin içinde entelektüel bir figür görülüyor. Yükselişindeki dinamikler ve dengeler biraz örtülmüş. Ama sinema dünyasında kadın olmanın her tür zorluğu hissediliyor.


Sophia Loren'i çok severim. Kitabı okuduktan sonra hayranlığım arttı ve rahmetli Şakir Eczacıbaşı'nın Loren tutkusuna bir kez daha hak verdim.

Anlatacak, paylaşacak çok sahne var kitapta. Ama paylaşmayacağım. Okuma zevkinizi azaltmak istemem. Kitap 25 lira. Baskı kalitesini ve kalınlığını göz önüne alınca mantıklı bir fiyat bu. Ben ikinci baskısını aldım. Yeni baskılar yapacağına da eminim.

Kitabı parlatmak için ağdalı cümleler kurmayacağım. Sinemayı, otobiyografi okumayı ve elbette Loren'i sevenler mutlaka okuyacaktır zaten.

Okurken şunu düşünün: Günün birinde kendi hayatınız yazacak olsanız ne kadar dürüst olabilirsiniz?


Kategori

Kategori